Keloğlan, annesiyle birlikte küçük bir köyde yaşayan neşeli ve meraklı bir çocuktu. Saçları olmadığı için herkes ona Keloğlan derdi ama o buna hiç üzülmezdi. Bir gün sabah erkenden uyanıp annesine “Anne, bugün ormana gidip biraz odun toplayayım mı?” dedi. Annesi gülümseyerek “Git oğlum ama dikkatli ol, orman büyük ve sürprizlerle doludur.” diye cevap verdi. Keloğlan azığını aldı ve şarkı söyleyerek yola çıktı.
Ormana vardığında kuşların cıvıltısı ve rüzgârın yapraklarla oynayan sesi onu çok mutlu etti. Tam odun toplarken çalılıklardan küçük bir ses duydu. Eğilip baktığında ayağına diken batmış bir tavşan gördü. Tavşan acıyla titriyordu ve Keloğlan ona “Korkma küçük dostum, sana yardım edeceğim.” dedi. Dikkatlice dikeni çıkardı ve tavşanı serbest bıraktı.
Tavşan hoplayıp zıpladıktan sonra şaşırtıcı bir şekilde konuştu. “İyiliğini unutmayacağım Keloğlan, ileride yardıma ihtiyacın olursa beni hatırla.” dedi. Keloğlan şaşırsa da gülerek “Bir tavşanın konuştuğunu ilk kez görüyorum ama dostluk iyidir.” diye cevap verdi. Sonra odunlarını topladı ve ormanın daha derinlerine doğru yürümeye devam etti.
Bir süre sonra eski ve gizemli bir kuyu gördü. Kuyunun başında yaşlı bir adam oturuyordu ve oldukça üzgün görünüyordu. Keloğlan yaklaşarak “Amca neden böyle üzgünsün?” diye sordu. Adam iç çekerek “Bu kuyunun içinde sihirli bir anahtar var ama kimse onu çıkaramıyor.” dedi. Keloğlan hemen meraklandı ve “Belki ben deneyebilirim.” diye cevap verdi.
Keloğlan kuyuya bakınca dibinin karanlık olduğunu gördü. Tam o sırada biraz önce yardım ettiği tavşan yeniden ortaya çıktı. Tavşan fısıldayarak “Korkma Keloğlan, kuyunun içinde gizli bir basamak yolu var.” dedi. Keloğlan cesaretini topladı ve “O halde denemeye değer.” diyerek dikkatlice aşağı inmeye başladı.
Kuyunun içinde eski taş basamaklar vardı ve biraz ileride parlayan bir anahtar görünüyordu. Ancak anahtarın yanında kocaman bir kurbağa bekliyordu. Kurbağa kalın bir sesle “Bu anahtarı almak isteyen önce bilmeceyi çözmeli.” dedi. Keloğlan gülümseyip “Sor bakalım kurbağa kardeş.” diye karşılık verdi.
Kurbağa “Ne yürür ama ayakları yoktur, konuşur ama ağzı yoktur?” diye sordu. Keloğlan biraz düşündü ve sonra “Bu bir nehir olmalı.” dedi. Kurbağa başını sallayıp “Doğru bildin.” dedi ve kenara çekildi. Keloğlan parlayan anahtarı alıp hızla kuyudan yukarı çıktı.
Yaşlı adam anahtarı görünce gözleri sevinçle parladı. “Evladım, bu anahtar eski kalenin kapısını açar ve içinde köyü koruyan bir hazine vardır.” dedi. Keloğlan şaşırarak “Hazine mi?” diye sordu. Adam gülerek “Altın değil, köyü bereketli yapan sihirli bir değirmendir.” diye açıkladı.
Keloğlan yaşlı adamla birlikte eski kaleye doğru yürüdü. Kale kapısı büyük ve paslıydı ama anahtar tam yerine uydu. Kapı gıcırdayarak açıldı ve içeride eski bir değirmen duruyordu. Keloğlan heyecanla “İşte değirmen!” diye bağırdı. Yaşlı adam değirmeni çalıştırınca içinden bembeyaz un dökülmeye başladı.
O günden sonra köyde kimse aç kalmadı çünkü değirmen sürekli un veriyordu. Köylüler Keloğlan’a teşekkür ederek “Sen çok cesur ve iyi kalpli birisin.” dediler. Keloğlan ise gülerek “Ben sadece elimden geleni yaptım.” diye cevap verdi. Akşam eve döndüğünde annesine sarılıp “Anne, bugün çok büyük bir macera yaşadım.” dedi.

Annesi onu dinledikten sonra saçsız başını okşayıp “İyi kalpli olursan her zaman güzel şeyler bulursun.” dedi. Keloğlan pencereye bakıp yıldızların parladığını gördü. Kendi kendine “Demek ki iyilik bazen en büyük anahtardır.” diye fısıldadı. O günden sonra Keloğlan’ın maceraları köyde dilden dile anlatılan bir masal oldu.
Keloğlan’ın serüveni burada bitti ancak yepyeni masallarla serüvene devam etmek için hemen tıklayın: Masal oku





